10 Kasım 2012 Cumartesi

9 Kasım 2012 Cuma

Kestaneli Toplar + Üşengeçlik = Mutlu Son :)


          Bu aralar pek bir üşengecim. Havalar değişti Ankara'da. Soğuk kendini göstermeye başladı, doğalgaz yanmaya başladı. Grip, nezle kapıdadır tabi doğal olarak. Fakat beni en mutsuz eden şey, sabahları kalktığımda karanlık, puslu havayla güne başlamam. Güneşin pırıl pırıl ışıkları sizi çook özleyeceğim anlaşılan...
          Böyle puslu havalarda, ne birşey yapasım var ne de kızların istediği tatlıları. Evde, kaç gündür bekleyen kestaneleri çizip de kavurmak yerine,  düdüklüye koyup, haşlıyorum. Kızım burun kıvırıyor, "_Ben kestane yemem." diyor. Tutturmuş tatlı istiyor.  Ben de "_Sen misin tatlı isteyen?" deyip kestaneleri robota atıveriyorum. Sonra  kızların eline kestaneli harcı veriyorum ve  yuvarlatıyorum. Çikolataya batır. Bu kadar... Bitti gitti...
           Hem benim ufaklıkların tatlı krizi geçiyor, hem de ben, bugünkü tembelliğimden ödün vermeden, kendimi minumum yorarak, tatlı yapmış oluyorum. (İyi fikir tuttum bunu, ben bundan sonra meşakkatli yemeklerden uzak durayım, bak böyle de güzel oluyor nasılsa...)
            Kestane toplarına gelince ; dışına bakıyorsun çikolata, içini yiyorsun, bildiğin kestane...  Bu gün de böyle geçsin. Hadi kalın sağlıcakla...


Tarif buradan alınmıştır.
 Ben bu tarifi Sevgili arkadaşım Gelibolu 17 ye gönderiyorum. Etkinliğin kolay gelsin arkadaşım. 

Malzemeler:


  • 4 su bardağı haşlanmış, soyulmuş kestane (ezilmemiş halde) 
  • 200 ml krema
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 2 adet vanilin
  • 180 gram bitter çikolata
  • üzeri için hindistancevizi, fındık yada antepfıstığı gibi süsler

Yapılışı:
  1. Haşlayıp soyduğumuz kestaneleri robota atıyoruz. Üzerine pudra şekeri, vanilin ve 5 yemek kaşığı krema katıp iyice robotta çekiyoruz.
  2. Biraz da elimizle yoğurup, yuvarlak küçük toplar yapıyoruz.
  3. Bir tencerede benmari usulü erittiğimiz çikolatayı açmak için arada birer kaşık krema ilave ederek, çikolatanın istediğimiz akışkanlıkta olmasını sağlıyoruz. 
  4. Sonra bu kestane toplarını çikolataya atıp, tepsiye diziyoruz. Dolaba kaldırıyoruz.
  5. İsterseniz hemen sıcakken isterseniz benim gibi daha sonra üzerine fındık kırığı yada başka birşey ekleyerek servis yapıyoruz. Afiyet Olsun...

7 Kasım 2012 Çarşamba

Reyhan Şerbeti



                   Şerbetler, Osmanlı mutfağının olmazsa olmazları arasında. Açıkçası benim de, denemeyi ve öğrenmeyi çok sevdiğim şeylerin başında geliyor. Hele de doğal olmayan içeceklerle kuşatılmış durumdayken...
                   Reyhan otuyla, tanışıklığım anca iki seneyi bulur. Çorumlu komşularımdan öğrendim bu bitkiyi. Onlar resimde de görülen tohumlarını kullanmayı seviyorlar. (Fakat şerbette, tohumlu olanları almamazı öneririm. Ben iki demet reyhan aldım, biri tohumlu, diğerini tohumsuz tercih ettim. Farklı yerlerde kullanılacak olduğu için. )Hele de Çorum usulü Tavuklu Bulgur Köftesi 'nde  muhteşem oluyor.
                 Ben şahsen kendim alıp kurutuyorum artık reyhanı. Bulgurlu olan herşeye çok yakıştırıyorum. Hal böyle de, iş, şerbete gelince biraz değişiyor. Bloklarda gezinirken gördüğüm bu şerbeti, biraz araştırdıktan sonra, Cahide Jibek'in ölçüleriyle denemeyi uygun buldum. Rengi onun da dediği gibi daha kırmızı oldu, çünkü benim reyhanlarımın rengi daha bir koyu idi.
               Büyük kızım bir tadına bakıp beğenmediğini söyledi, küçük olan ise, benim verdiğim birinci bardaktan sonra arkasından iki bardak daha götürdü. Söylemek istediğim gibi, kimi çok severken kimi sevmiyor. Sevip sevmeyeceğinize de denemeden karar vermemelisiniz bence.
 Son bir not; reyhan bitkisinin,

  •  anne sütünü artırmaya
  •  mide bulantısına
  •  baş ağrısına
  •  öksürüğe iyi geldiği söylenir.
             Şerbetini eğer ki şekerli yapmak istemiyorsanız, bal ile de tatlandırarak içebilirsiniz. Afiyet Şifa Olsun...
       

Malzemeler:

  • 1 demet reyhan
  • 7 kaşık şeker
  • 1 adet limon (az sıkılmış)
  • 1 çay kaşığı limon tuzu
  • 8 bardak sıcak su

Yapılışı:
  1. Reyhanları kalın saplarından ayırarak ,(uçlarındaki ince saplarıyla birlikte) sürahiye koyuyoruz. Üzerine şekeri ilave ediyoruz.
  2. En üstüne limon kabuklarını koyup, sıcak suyu ekliyoruz. Limon tuzlarını da katıyoruz, böylece dinlenmeye bırakıyoruz.
  3. Böylece dinlenen şerbeti, süzdürüp buzdolabına soğuması için alıyoruz. Soğuk içiyoruz. Afiyet Olsun...

6 Kasım 2012 Salı

Mısır Çorbası (En doğalından)


             Bayram dönüşü, annemin evinin önündeki durumlarımız aynen :
Çocuklar hariç 9 kişi evin önünde, bizi Ankara'ya yolcu etmeye hazırlanıyor. Annem, yine her zamanki gibi, arabamızın her yerini birşeylerle doldurmaya çalışıyor. Domates sosları, salçalar, üzüm, nar vs... Oradan babam görünüyor, elinde bir poşet, içi mısır dolu. Ben "_Baba yeter mısır koyma, arabanın her yeri doldu." diyorum. Babam : "_Olsun bunları da kızlara yedirirsin." diye ısrar edince" babamıza boynumuz kıldan ince " hesabı karşı koyamıyorum.
          Eve dönüşte, 3-5 gün bir kenarda kalıyor mısırlar. Nitekim benden başkası da bu işe soyunmayacağına göre, başlıyorum mısır soymaya. Mısır hazırlamaktaki en zor kısım, mısır koçanını tanelerinden ayırmak olduğunun bir kere daha, idrak ederek, defalarca yıkamaya başlıyorum mısırları. Bunu yapmamdaki sebep ise, mısırın tanelerini ayırırken üzerine çıkan nesnelerinden iyice temizlemek. Sonra düdüklüde 40-45 dakika kadar pişiriyorum. Buzluk torbalarına alıp, kalanını çorba yapımında kullanmak üzere ayırıyorum.
           Mısır daha düne kadar en korktuğum sebzelerin başında gelirdi benim, nitekim hâlâ da öyle. Çünkü, gdonun en çok kullanıldığı tohumlardan biri. Bu yüzden, mısır seçimi  konusunda itinalı davranıyorum şahsen ben.
             Mısır bu kadar hassas iken,  "doğal" mısırı bulduğum için kendi kendime bir kez daha seviniyorum.
             Mısır çorbası çok hafif bir o kadar da leziz bir çorba. Yapılması ve yenilmesi kesinlikle tavsiye edilir tarafımca. Taze ve güzel tanelerden oluşan bir mısır çorbası, şifa olur ancak. Kalın sağlıcakla...

Malzemeler:

  • 1 kase haşlanmış tane mısır
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1 orta boy soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı tereyağ
  • 2 bardak etsuyu
  • 1 su bardağı süt
  • 4 su bardağı su
  • isteğe göre 2-3  kaşığı mısır taneleri
  • kırmızı toz biber

Yapılışı:
  1. Kasedeki mısırları robotta iyice çek. Soğanları küp küp doğra.
  2. Bir tencereye tereyağ ve biraz da sıvıyağ koyarak, doğradığın soğanları, şeffaflaşana kadar kavur.
  3. Üzerine un ekle ve birlikte yine kavur. Unun kokusu gidince üzerine mısırları ilave et, etsuyu ve suyu da ekle. İçine sarımsakları küçük rendeden geçirerek, çorbaya ilave et.  Kaynamaya bırak.
  4. İndirmeden önce sütü ilave et, birkaç dakika daha kaynat.
  5. Bir taraftan küçük bir tavaya, biraz tereyağ ve sıvıyağ koy. Tereyağ eriyince içine kırmızı tatlı biber kat ve kapat.
  6. Kaseye alınan mısır çorbasının üzerine isteğe göre mısır tanelerinden bir kaşık ilave edebilirsiniz. Bu hazırladığın toz biberli sosu, servis esnasında mısır çorbasının üzerine ilave et. Afiyet Olsun...



5 Kasım 2012 Pazartesi

Üzüm Marmelatı ve Tarım Ülkesi Olmak Üzerine




         Bir hayalim var benim, müsadeniz olursa anlatayım:
Türkiye, sağlıklı toplumun, sağlıklı yiyeceklerin, temiz hava, temiz su, temiz toprağın ülkesi olsun istiyorum. Bunu dünyada herkesin kabul ettiği düzeye çıkarabilmemiz mümkün değil mi?
           Türkiye'de GDO 'li hiçbir ürün üretilmesin istiyorum (Bunun yasalarca çok sıkı bir şekilde korunmasını, insan öldürmekle eşdeğer olmasını )  hatta bir o kadar da önemlisi,   dışarıdan hiçbir sağlığa zararlı ürün girememesini. Hibrit tohuma, ifrit kesilmiyelim mesela. Çünkü buna da gerek kalmasın, biz bunları çoktan aşmış olalım. Ülkemiz sınırlarını nasıl koruyorsa, tohumunu ve toprağını da o şekilde korusun istiyorum.       
          Mutfakta çocuklarımın, ailemin yemeğini ben hazırlıyorum. Fakat süt hazır, un hazır, ekmek hazır, yağ hazır vs. Sağlıklı olmak uğruna ekmeğimi, peynirimi, yoğurduğu kendim yapmaya çalışsam da sağlıksız ürünlerden ne kadar sağlıklı ekmekler üretebilirim ki.
         "_ Farkında mısınız bilmem, yeni nesil çürük". Bu benim değil, dün sabah, bakkalda karşılaştığım yaşlı bir teyzenin sözü.
          Benim iki kızım var. Birinde (ufak da olsa ) kalp sorunu, diğerinde astım var. Çevreme bakıyorum, en yakınıma, binamıza. Yukarıdan aşağıya doğru oturanları düşünüyorum. Biri böbrek hastası, biri kalp, ikisi kanser, biri ms, birinde kalsiyum eksikliği var (ileri düzeyde), ikisinde yüksek şeker, üçünde yüksek tansiyon, en sağlıklılarından ben de kansızlık, b 12 eksikliği vs...  Katılmamak elde değil, "Yeni nesil çürük."


      
           Eskiden bize okutulan bir şey vardı. "Türkiye tarım ülkesidir." İşte tam da bunu istiyorum. Tarım ülkesi olmak istiyorum, sağlıklı tarım yapan bir ülkenin, sağlıklı yiyecekleri ile beslenmek istiyorum. Tarım yapanı suçlamak değil niyetim (benim babam da çiftçidir bu arada) Tarım ilaçlarını onlar sokmuyor ya ülkeye, yada onlar üretmiyor ki sonuçta. Zararlı ise niye çiftçiye satılıyor bunlar. Yasadışı yollardan da almıyorlar üstelik.
           Gelin birlikte düşünelim ne yapabiliriz diye. İlk hayal kurup da bu hayalini gerçekleştiren biz olmayız ya ...
           Bugünkü tarife gelince, GDO'suz ve az ilaçlama ile üretilmiş olan üzümlerden yapılan marmelat. Ben de biliyorum GDO nedir, üzümde bu pek rastlanmaz. Bu şekilde, dikkati bu yöne çekmek istedim. Bu üzümler babamın üzüm bağından getirdiklerim. Dalından koparıldığı 15 gün  olduğu halde taş gibi duruyorlar.Nede salkımlarından kopup düşüyorlar.
          Baktım yemekle bitecek gibi değil, bir kısmından marmelat yaptım. Elimdeki üzüm sarı renkli ve kokusuz olanlardandı. O kadar tatlıydı ki şeker ilavesi yapmaya hiç gerek kalmadı. Şimdilik Kalın Sağlıcakla...

Malzemeler:
  • 2 kg tatlı üzüm
  • 3 su bardağı su
  • 1/2 limon suyu  
  • 1 adet kabuk tarçın

Yapılışı:
  1. Üzümleri, salkımından ayırdıktan sonra, derince bir tencereye alalım. (Ben üzümleri tencereye almadan önce tarttım 2 kg geldi)
  2. Üzerine 3 su bardağı su ekleyelim, kaynamaya bırakalım. (Benim üzümlerim çok sulu değillerdi, bu yüzden su ilavesi yaptım. Kullanılacak üzümün cinsine göre su oranını belirlemekte yarar var.)
  3. Üzümler yeterince yumuşayınca, süzgeçten geçirdim.
  4. Tekrar ocağa aldığım üzüm özü, kıvam almaya başlayınca, 1 tane kabuk tarçın attım. İndirmeden 4-5 dakika kadar önce ise limon sıktım. Ocaktan aldığım marmelatı sıcakken kavanoza koydum. Soğuyunca dolaba kaldırdım. Afiyet Olsun...

    3 Kasım 2012 Cumartesi

    Kahvaltılık Sos (Lutenitsa ) Tarifi ve Migrenik Durumlarım




                 Küçük küçük, tombul tombul elleriyle, iki avucunun ortasında getirmiş bana iğdeleri.
                 _Anne ben iğde yedim, iyi oldum, sen de ye. " diyor.
                 Başım bana ağır, ben başıma mecbur... Canımdan bezdiğim andır yine,  yaşadığım o tarifsiz ağrılar. Küçük kızım, " _Anne sana iğde getirdim, yersen iyi olursun." diyor.
                 O zaman ağrıdan ağladım kabul.
                 Ama şimdi farklı bir duygu şu an beni ağlatan. Yavrum benim. Küçük kuzum.
                 İğdeyi de o pamuk eller kadar seviyorum artık. İkisi bir noktada birleşti beynimin bir yerlerinde. İğdeler de pamuk pamuk, küçük kuzumun küçük parmakları da...
                Bilenler bilir, migren ne meder birşeydir. İnsanı hayattan da bezdirir, hayatı zehir de eder. Bazen yorgunluk, yada uykusuzluk, bazen üzüntü bazen yediğimiz birşey... Uzar gider bu liste böyle. Sebebi tam olarak bilinemiyor, tedavisi de. İlaçları günlük kullanmam gerekiyor bunu istemediğim için de böyle haftada iki güne kadar artabiliyor.
                 Her zaman güzel şeyler konuşamıyoruz doğal olarak, her zaman mutlu olamadığımız gibi... Hayat tam da böyle olması gerekmez mi sizce de? Karanlık olmadan aydınlığın ne kıymeti var öyle değil mi?
                 Ben bir başladım mı, akıyor kelimeler. Meğer ne çok anlatacak şeyim varmış, neyse ki tariflerin arasına sıkıştırıyorum da döküyorum içimi. "Çok iş az laf " diyemiyeceğim, muhabbetsiz yemek de olmaz nitekim.
                 Yine haftalarca öncesinden kalan bir tarif doğal olarak. Baktım zamanı geçiyor, nihayet görüntüleyebildim sonunda. Herhalde yapmayan kalmamıştır kahvaltılık sosu. Ben bu sene turşu ve soslardan yana bereketli bir yıl geçirdim. Dolabım kışlıklarla dolu. Kış gelsin isterse, hazırım ben evvelallah. Migrene de razıyım aslında, hayatta illaki birşeyler olacak. Benim sepetime de bu düştü ne yapalım.
                   Ve işte karşısınızda benim lutenitsam. Elimdeki malzemelerle yaptım bu sosu. Kanımca herkesin damak tadına göre ayarlayabildiği bir lezzet bu. Bazısı domatesi çok kullanıyor. Ben bu sene için yeterince domates sosu yaptığını düşündüğümden bu tarifte domateste biraz cimriliğe gittim doğrusu. Patlıcan, kırmızı biber ve havuç kendini gösterdi böylece.  Kışın kar dışarda lapa lapa yağarken,  sıcacık çayınızın yanında, kızarmış ekmeğinize sürmek isterseniz şayet, deneyin derim. Zira içinde yok yok... Bu iyi birşey yani :))



    Malzemeler:

    • 2 kg kırmızı biber
    • 2 kg patlıcan
    • 2 büyük havuç
    • 4 orta boy domates
    • 1/2 demet maydanoz (bunu ben kattım)
    • 1/2 baş sarımsak
    • 1 tane kuru soğan
    • 3 yemek kaşığı sirke
    • 1/3  su bardağı zeytinyağı
    • tuz
    • isteğe göre karabiber

    Yapılışı:
    1. Kırmızı biber ve patlıcanları fırında közleyin.
    2. Biberler közlenirken, biz bir tarafta domates ve havuçları rendeleyelim. Biraz tuz ve zeytinyağı ile ikisini  kısık ateşte kavurmaya başlayalım.
    3. Közlenen biber ve patlıcanları soyup, robota atalım. Robotun üstüne, kuru soğan, sarımsak, maydanoz  da atıp iyice çekelim.
    4. Pişmekte olan domatesli havuçlu karışıma ekleyip, birlikte pişirmeye devam edelim. Koyulaşınca indirip, robota tekrar atıyoruz. Bu arada içine baharatlar ve zeytinyağını ve sirkeyi ekliyoruz. Karışımı tekrar ocağa alıyoruz. 
    5. Koyulaşınca ocaktan alıp, temiz ve kuru kavanozlara alıyoruz. Kavanozun kapağını sıcakken kapatıp ters çeviriyoruz. Böylece 12 saat kadar bekliyor. Afiyet olsun...

           

    1 Kasım 2012 Perşembe

    Osmanlı Tiridi ve Heyecanım




                   "_ Aman Allah'ım ! Ben ne yaptım ?" demek oldu ilk tepkim. Korktum evet. Her zamanki gibi, pc 'nin başına geçince, biraz orayı biraz burayı kurcalarken, Bumerang Blok Ödülleri Yarışmasını gördüm. Var mıdır benim gibi internetin içinde bir görünüp bir kaybolan, bilmiyorum. Az zamanım, çok yapılacak işim, ilgilenecek iki haylaz kızım varken, bir de yarışma karıştırıverdim araya.
                    Yıllarca okulu tamamlamaya uğraştım (3 yıl). Bu arada, anne olma denemelerim (Nitekim oldum da hem de iki kız annesi). Sonrasında yine internette gezinirken kendi kendime kurduğum bloğum ve onu kaybedip bir ay bulamayışım :) Ah ben neler yapıyorum bir bilseniz. Yapıp bozup, sonra düzeltmeye çalışmakla geçiyor bütün zamanım. Şimdi bunu kim düzeltecek ?
                   Bu senenin başlarında, yine 2012 de katiplik sınavına girmiştim. Yine 3 dakikada 90 kelimeyi geçip yine mülakata kalmıştım. Yine çalışmış çabalamış, yine sınavı geçmiştim. Ama kaldım mülakatta, malesef büyük adamları tanımadığım için :(  İşte o mülakatta jürinin karşısına geçtiğim an kadar heyacanlandım. "_Aman Allah'ım Ben ne yaptım?"
                   Üstelik, en tarz blok alanına aday oldum. Baktım rakipler dişli. Ooh pek çoğu bu işin kurdu. Kelimelerle iyi oynuyorlar, web işinden iyi anlıyorlar falan falan... Ne yapalım ben de güzel yemek yapıyorum. Benim tarzım da bu olsun bundan böyle.
                 Umarım bu yarışma, bana panikatağımı yeniden kazandırmaz. Fazla heyecan bana göre değil vesselam...
                 Neyse gelelim Muhteşem Tarifimize. Bu yemek tiritin aslıdır. Babaannemden öğrendiğim şekilde yaptım tiriti. Kabul ediyorum, epey ağır bir yemek oluyor, malum hem yufka, hem de et. Fakat arada yapmadan duramıyacağınız bir yemek bu. Osmanlı tiridi yada Saray tiridi de diyebiliriz. Evet adı böyle olsun :) Koydum gitti...

    Malzemeler:

    • 1 kg dana eti  (büyük parçalar halinde) yada kemikli et
    • (isteğe göre kemikli et de kullanabilirsiniz. biz genelde o şekilde yaparız)
    • 2 orta boy soğan
    • 3 diş sarımsak
    • 2 kaşık salça
    • isteğe göre tane karabiber
    • defne yaprağı
    • tuz
    Yufkası için Malzemeler:
    • 3 su bardağı un
    • 1 su bardağı ılık su
    • 1 tatlı kaşığı tuz


    Yapılışı:
    1. Öncelikle işe yahniyi pişirmekle başlıyoruz. Siz ister parça et isterseniz benim gibi kemikli et tercih edin, düdüklü tencereye bütün malzemeyi katıp etin yada kemiğin yapısına göre yeteri kadar pişirin. Etler yada kemikler tabiri caizse, lime lime olsun.(Soğanları ben küp şeklinde doğrayarak ekliyorum yemeğe, siz isterseniz, arpacık soğanla da yapabilirsiniz tabi.)
    2. Yahnimiz hazır olunca yufkayı hazırlamaya başlayabiliriz. Yahninin pişmesi uzun süreceğinden, yufkanın da soğumaması için, etler piştikten sonra yufka yapımına başlamak en uygunu olacaktır.
    3. Yufka hazırlamak için bir derince kaseye un, tuz koyup ılık suyu azar eklemek kaydıyla, pek de yumuşak olmayan bir hamur elde ediyoruz. Bu hamuru 10 dakika dinlendirip, 9 bezeye ayırıyoruz. Her bir bezeyi çok ince olmayacak şekilde açıp,(büyükçe tabak kadar) yanmaz tavada, yağsız olarak alt üst değiştirerek pişiriyoruz.
    4. Pişirdiğimiz yufkaları üst üste koyup, her bir yufkanın eklenmesinden sonra üzerini ve heryerini sıkıca örtüyoruz. Bu işlemi yufkaların kurumaması ve sıcaklığını muhafaza etmesi için yapıyoruz.
    5. Yahniyi iyice ısıtırken, biz yufkaları rulo yapıp tepsinin boyunda kesiyoruz. Diklemesine sıralıyoruz. Yufkaların üzerine hazırladığımız yahninin suyundan koyarak ıslatıyoruz. Servis tabağının en üstüne ise yahninin etlerini döküyoruz. (kemikli yapmışsanız kemikleri etlerden ayırarak üzerine ekleyin). Sıcak servis yapıyoruz. Afiyet Olsun...