29 Kasım 2012 Perşembe

Kaparili - Tavuklu Makarna



         Merhabalar Sevgili Dostlar. Hayırlı cumalar diliyorum hepinize. Uzun diyebileceğim bir aradan sonra, tekrar sizinle beraberim. Bu süre zarfında, yatılı misafirlerimi ağırladım hayırlısıyla, çocukların okulları ve yeni evin birtakım hazırlıkları sürdü. Bir de şu pek çoğumuzun başında olan, bloggarın resim kotası sorununa takıldım tabi. Cafe Portakal, Deryayla Lezzetler ve Muhabbetin Zerreleri  'den  aldığım öneriler sayesinde bunu da hallettim, şimdilik tabii. Hepsi de sağ olsunlar...
         Kapari, bir bitkinin çiçek açmamış, tomurcuk kısmı oluyormuş. Tomurcuklar açılmadan toplanıyor, öyle tüketiliyormuş. Hatta halk arasında "gebere" olarak bilinen bu bitki, aslında biraz da arsız oluyor, heryerde yetişebiliyormuş. Yöre halkının "gebere" dediği bu bitki, yararlarının öğrenilmesinden ve pazarının oluşmasından sonra, kıymetli oluvermiş :)
        Makarnamıza gelince, ben daha önce kapariyi hiç denemedim. Yararlarını okuyunca, markette gördüğüm turşusunu almaya karar verdim. Ortaya bu şekilde bir makarna çıktı. Kaparinin turşusu, yeterince yararlı olmuyormuş, bu yüzden reçelini öneriyorlar. Naçizane sizlere belki fikir verebilir düşüncesiyle, 1 aydır bekleyen bu güzelim makarnaya geçelim isterseniz. Şimdilik, Hoşçakalın...

Kaparili - Tavuklu Makarna İçin Malzemeler:

  • 1/2 paket makarna
  • 2 kaşık sıvıyağ
  • 1 adet kuşbaşı doğranmış tavuk göğsü
  • 5-6 adet çeri domates
  • 2-3 adet sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı kapari turşusu (tabak başına)
  • Üzeri için rendelenmiş kaşar yada istediğiniz bir peynir çeşidi.

Yapılışı:
  1. Makarnayı az tuzla haşlayın. Fazla dağılmadan, hafif diri olacak şekilde haşlayın.
  2. Sarımsakları doğrayın, biraz sıvıyağ ve tavuk göğsünü, kısık eteşte, birlikte kavurun. Üzerine tuz ve çeri domates ekleyip kavurmaya devam edin.
  3. Haşlanmış makarnayı, süzdürüp, bu karışıma katın. Biraz da böyle soteleyin.(Lezzeti makarnaya geçinceye kadar)
  4. Makarnayı, servis tabağına alıp, üzerine kapari turşusu ekleyin. En üstüne rendelenmiş peynir katabilirsiniz. Afiyet Olsun...

17 Kasım 2012 Cumartesi

Muffin Şeklinde Şık Kumpirler


               
                  Bir dertleri vardı besbelli. Sürekli, yanyana geliyor, fısıl fısıl konuşuyorlardı. Birbirlerinin kulaklarına eğiliyor, kimseye sezdirmemeye çalışıyorlar. Belli ki bir planları var, henüz yapmayıp, yapmaya teşebbüs edecekleri.
                 Kimlerden mi bahsediyorum? Tabii ki benim ufaklıklardan. Meğer bana bir sofra hazırlamakmış bütün bu çabaların sebebi. Girip dolaptan ne buldularsa onları tabaklara koyup, kahvaltı sofrası hazırlamışlar. Bardakların yanına da birer çikolatalı gofret koymuşlar. Beni de çağırıp, "_Anne, biz sana sürpriz yaptık." dediler.
                " Kuş gördüğü yuvayı yapar." dedikleri bu olsa gerek. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Gerçi ben beş çayı saatlerinde, ikinci kahvaltıyı yapmış oldum ama :)  Darısı bütün annelerin başına.
                  Facebookta, bir paylaşımda gördüm bu şekilde kumpir sunumunu. Nerede gördüğümü paylaşmak isterdim fakat, not almamışım. Sıradan kumpir yapımını, muffin kalıplarında uyguladım sadece, hepsi bu. Sizler de misafirlerinize yada kendinize, bu şekilde yapılan servis ile minik hediye verebilirsiniz. Benim afacanlar bayıldılar bu kumpirlere. Mutlu pazarlar geçirmeniz dileğiyle...

Malzemeler:

  • 4 adet orta boy, haşlanmış patates
  • 1 tatlı kaşığı tereyağ
  • 2-3 yemek kaşığı kaşar
Üzeri için:
  • kornişon turşu
  • haşlanmış bezelye
  • yeşil ve siyah zeytin
  • haşlanmış mısır
  • sosis
  • mayonez
  • ketçap

Yapılışı:
  1. Patatesleri soyup, bir tencereye alıyoruz, ve üzerine tuz ekleyip, kısık ateşte pişmesini sağlıyoruz.
  2. Patatesler sıcakken, rendeden yada robottan geçiriyoruz. Üzerine tereyağ ve kaşar rendesini katıp, yoğuruyoruz. 
  3. Mini muffin kalıplarının içine bu patatesli harçtan yeteri kadar koyuyoruz.
  4. Üzerine küçük küçük doğradığımız, kornişon, ve sosislerle birlikte bezelye ve mısır da ekleyip, 4-5 dakikalığına sıcak fırına sürüyoruz. 
  5. Çıkartınca üzerine isteğe göre mayonez ve ketçap dökerek servis yapıyoruz. Afiyet Olsun...

Ben bu tarifimi arkadaşım Gelibolu 17/Mideden Kalbe 'ye gönderiyorum. Etkinliğinde bol katılımlar diliyorum.

16 Kasım 2012 Cuma

Tepside Patatesli Köfte, Cemil Meriç ve Prensesler Hakkında



         
            Oldum olası kitap okumayı sevmişimdir. Hani "hobileriniz" yazan kısma, kitap okumak yazılır ya klasik olarak, işte bu gerçekten, benim için hobiden daha kuvvetli birşeydir. Bazen hayatın yoğunluğundan dolayı, ara verdiğim yada uzak kaldığım olur. Sonra, ilk fırsatta bulduğum kitapları derler toplar üst üste alırım. Okumaya bir başladım mı bitmeli o kitap en kısa zamanda. İçine girer adeta, satırlarında kaybolurum çoğu kez.
            Bir de, hayran olduğum yazarlar vardır benim de herkes gibi. Şimdi bunları sıralayacak değilim ama, en çok hayranlık duyduğum Cemil Meriç ' ten çok kısa da olsa bahsedeceğim. Taa ortaokul yıllarında tanıştım Cemil Meriç kitaplarıyla... O'nun o ağır dili, her satırda bilmediğim kelimeye bakmak zorunluluğu taşıdığı halde, merakla okurdum. Hayrandım, her haline, gözlerinin kapanması bile, onu durduramayışına hayrandım. Bundan birkaç ay önce, Cemil Meriç 'in kızı Ümit Meriç ' den, babası hakkında söylediklerini işittim. Bir küçük ayrıntıyı, kafama taktım ne mi idi?
            Cemil Meriç gözlerini kaybettiği zaman, o kadar üzülmüş ve bunalıma girmiş. Vefakar eşi onun yaşaması için, "_Sen yaşa ben herşeye razıyım."  tarzı bir söz söylemiş onu desteklemek ve içinde bulunduğu ruh halinden kurtarmak için. O da, bir gün farklı bir şehre gittiğinde (sanırım) trende karşılaştığı bir başka kadına zaman içinde aşık olmuş. O kadının varlığını eşi, yıllarca bilmiş fakat artık söz ağızdan çıktığı için hiç sesini çıkarmamış. Eşi vefat edince de, sevgilisiyle evlenmek istemiş Cemil Meriç. Fakat sevgilisinin, "_Mirası reddet öyle evlenelim." önerisine asla evet dememiş. Reddedeceği miras eşinden ona kalacak olan mirasmış.
            Bunu neden sizinle paylaştığımı anlayabilirsiniz kolayca. Benim, gözümde büyüttüğüm, "_Böyle bir insan kolay kolay dünyaya gelmez." dediğim, hatta düşünceleri tutarlı ve mükemmel bulduğum bu kişi de özel hayatında (maalesef) o kadar mükemmel değilmiş. Sonuçta insanmış işte...
              Hiç kimsenin mükemmel olmadığını biliyoruz, velhasıl, niye mükemmelleştirmek hevesimiz hiç bitmiyor. Bazen benim de yaptığım gibi yazarları, yada ünlüleri, yada ne bileyim, flört döneminde eşimizi. Sonra evleniyoruz " Pat " olan oluyor. O ışık gidiyor,  ortada sıradan bir insan kalıyor.
               Aynı şekilde, kızlarımızı da, küçük prensesler, oğullarımızı yürekli cesur şövalyeler yapma hevesimiz niye hiç bitmiyor. Gerçek hayatta ne prenses olacaklar ne şövalye. Sonra gelsin, kalp sızıları, hayal kırıklıkları ve mutsuzluklar...  "Anne olarak görevimizin, kayıtsız şartsız onları mutlu etmek olmamasını gerektirdiği" ni bir anlayabilsem belki ikinci adım olan uygulama kısmına geçiş mümkün olacaktı. İşte benim de zayıflığım bu. İnsanlığa dalalet :)
              Köfteye gelince oldukça basit, bilindik, sıradan bir yemek. Aynı zamanda her sofraya yakışan (davet, akşam yemeği, dost sofrası) bir lezzet. Biliyorum, sizler de yapıyorsunuz ve hatta çok seviliyor bu yemek. Bir de benden olsun istedim tarifi. En azından lezzeti garanti...
             Kalın Sağlıcakla...
                                                                         
       Köfte için malzemeler:                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            
  • 500 gram dana kıyma
  • 1 yumurta
  • 3 yemek kaşığı galeta unu
  • 1/2 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 orta boy kuru soğan
  • 3 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı içyağı ( robotta yada rende yardımıyla ufalanmış)
  • 1 tatlı kaşığı tuz (silme)
  • karabiber
Yemeği için: 
  • 3 adet orta boy patates
  • 1 yemek kaşığı dolusu domates salçası
  • 3 su baradağı su
  • biraz tuz ve çok az sıvıyağ

Yapılışı:
  1. İşe tabiiki köfteyi hazırlamakla başlıyoruz. Köftelik malzemelerin hepsini derince bir kasede birleştirip, soğan ve sarımsağı rendeliyoruz. (İsteğe göre maydanoz da eklenebilir) 15 dakika kadar yoğuruyoruz ve bu karışımın üzerini  streç filmle kaplayıp, buzdolabına kaldırıyoruz. Buzdolabında 30 dakika kadar dinlenen köftelik harçtan, çok da küçük olmayan, yuvarlak köfteler yapıyoruz.
  2. Patatesleri soyup, köftelerin büyüklüğünde 1 cm kadar eninde yuvarlak dilimlere ayırıyoruz.
  3. Tepsiye, bir köfte bir patates olarak sıra sıra diziyoruz.(Ben küçük borcam kullandım)
  4. En üstüne salçayı biraz tuz ve 3 su bardağı su ile özeleyip, tepsinin üzerine döküyoruz. Üzerine çok az da sıvıyağ katıp, orta ısıdaki fırında pişirmeye bırakıyoruz. Afiyet Olsun...

13 Kasım 2012 Salı

Lalanga Tarifi


Her şey yolunda gidecek mi sandın
Barikatsız, setsiz yolların hani
Sen de dünyanın yalanına kandın
Altının, gümüşün, pulların hani

Sen böyle değildin, sana ne oldu
Feleğin oyunu seni mi buldu
İnsanlar kapında köleydi, kuldu
Nerde kölelerin kulların hani

Sen çareydin, gerisi hep naçardı
Kederler, elemler senden kaçardı
Gülünce yüzünde güller açardı
Cemalinde açan güllerin hani

İmkanların vardı, dağlar aşardın
Nasıl istiyorsan öyle yaşardın
Yel gibi eser, sel gibi coşardın
Rüzgârların dindi, sellerin hani

Dediğim kişi herkes olabilir
İsteyenler üstüne alabilir
Kamil'in de başına gelebilir
Derler ki: Görkemli hallerin hani


             Nasıl, güzel olmuş değil mi? Ben yazmadım tabiiki de. Şiirin, şairi kuzenim olur. Kendisi türkçe öğretmenliği mezunu olup, yatkındır böyle şeylere. Facede görünce ben de sizlerle paylaşayım istedim. Ben beğendim şahsen, umarım sizler de beğenmişsinizdir bu acemi şairi :)

             Lalangaya gelince,  yıllardır yaparım. Tarifi nerden öğrendim, onu bile hatırlayamıyacak kadar uzun süre oldu. Kahvaltılık, hatta öğlen atıştırmalık harika bir şey bu. Belki krep, belki cızlama, belki adı başka birşey oluyor. Ben dereotlusunu seviyorum, bu yüzden bir kısmını sade yapsam da bir kısmını dereotlu yapıyorum. Bu tabağın tamamını yedim sanmayın, tombul dediysem o kadar da değil yani... 

           
           
Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 2 su bardağı süt
  • 4 çorba kaşığı rendelenmiş kaşar
  • 1 çorba kaşığı sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz (silme)
  • aldığı kadar un
  • kızartmak için biraz sıvıyağ
  • isteğe göre dereotu

Yapılışı:
  1. Yumurtayı derince bir kasede çırp. İçine tuz ekle, sıvıyağ ekle, süt ekle karıştır.
  2. Azar azar unu ekle, boza kıvamına gelince üzerine kaşar rendesini de ekle ve istersen dereotu yada maydanoz gibi yeşilliklerde ekleyebilirsin. Karıştır.
  3. Yanmaz tavaya biraz sıvıyağ kat. Kepçeyle (dolu olmadan) al ve küçük yuvarlaklar halinde dök. 
  4. Kısık ateşte, bir tarafı pişince, zaten hamuru kaldırabilir hale gelir, böylece diğer tarafını da çevirerek, pişir.
  5. Sıcak servis yap. Afiyet Olsun...

11 Kasım 2012 Pazar

Hünkâr Beğendi ve Bir çekiliş


            Herkese mutlu haftalar, sevgili dostlarım
            Kış moduna girdiğimizden olsa gerek, bloklar alemi pek bir renkli şu sıralar. Her yerde güzel leziz tarifler, bol yayınlar var. Yazın rehaveti olsaydı, bırakın yemek yapmayı, çoğu zaman karpuz peynir yeterli gelirdi aç karmızı doyurmaya. Kış ayları bu yüzden bereketli bence. Evlere,daha bir kapanıyoruz malum. Okul, hastalık, kış... Hal böyle olunca da evde kalıp mutfağımıza daha fazla zaman ayırıyoruz. 
             Ben sanki hiçbirşey yapmıyorum gibi hissediyorum, fakat bir bakıyorum, fotoğraf makinemde, resimler birikmiş. Demek ki her ne kadar gönlüm ağustos böceği olsa da, ellerim o kadar alışmış ki artık buna, karınca desem yeridir. Tü tü  maşallah bana ve tabi siz diğer karıncalar alemine :) Sevdim ben bu benzetmeyi, " _Karıncayım ben,işçi karınca..."
           Mevsimin son patlıcanlarını buldum geçen gün. Amcanın biri, bahçesinin son patlıcanları olduğunu söyleyince, dayanamadım aldım. Bu patlıcanlarla, salata yapamazdım ya, ben de şöyle okkalı bir yemek yapmayı düşündüm ve böylece bu pazar yemeğimiz hünkâr beğendi oldu. Hünkâr beğenmiş zaten, biz mi beğenmeyelim :)
            Neyse lafı fazla uzatmıyayım, bana kalsa yazarım da yazarım. Nerden alıştıysam şu on parmağa. Eskiden olsa, kafamdakini yazana kadar, çoktaan, unutur giderdim. Bak laf yine gidiyor biryerlere, ben tarifi vereyim de bugünlük bu kadarla yetineyim baari...

Malzemeler:
Eti terbiyelemek için:
  • 1 adet soğan suyu
  • 1/2 çay bardağı süt
  • 2 kaşık sıvıyağ
Hünkâr Beğendi tarifi için malzemeler:
  • 500 gram dana kuşbaşı (yumuşak yerlerinden)
  • 2 orta boy soğan
  • 1 tane kabukları soyulup küp küp doğranmış domates
  • 5 adet patlıcan (Ben patlıcanı bol seviyorum ne yapayım)
  • 2 yemek kaşığı un (Fazla tepeleme olmasın)
  • 2 su bardağı süt
  • sıvıyağ
  • tuz
  • karabiber
  • 1 kaşık salça

Yapılışı:
  1. Dana etlerini terbiyeleme işlemini bir gece önceden yapın. Eğer fazla vaktiniz yoksa, kuzu eti kullanabilirsiniz. Terbiyelemek için, 1/2 çay bardağı süt, 2 kaşık sıvıyağ, 1 tane soğanın rendelenip sıkılmış suyunu kullanıyoruz. Bütün malzemeyi, etlerin üzerine döküp, karıştırıyoruz. Ağzını kapatarak, dolapta 1 gece bekletiyoruz.
  2. Patlıcanları közleyip, kabuklarını soyuyoruz. Tahtada, satır kıyması tarzında küçük küçük parçalar halinde iyice üzerinden geçiyoruz. Sonra bir süzgece alıp, fazla suyunu salmasını sağlıyoruz.
  3. Dolaptan çıkardığımız terbiyelenmiş dana eti, suyunu salmış olmalı. Ocağın üzerine koyup, kendi suyunda pişmesini sağlıyoruz. Suyu azalınca, içine küp küp doğradığımız 2 adet soğanı ve salçayı ekliyoruz. Domatesi de ekleyip baharatları katabilirsiniz.
  4. Etler yumuşayınca, üzerine tuz atıp, birkaç dakika daha pişirip, altını kapatıyoruz.
  5. Bir tencereye iki kaşık sıvıyağ katıp, unu ekliyoruz. Un kokusu çıkana kadar kavuruyoruz.(dikkat edin sararmasın). Daha sonra, üzerine azar azar sütümüzü ekliyoruz. İyice çırpıcıyla karıştırdıktan sonra, üzerine patlıcanları ekliyoruz.Tuz ve karabiberi ekleyip, altını kapatıyoruz. (ben etin kendi yağı olduğu için tereyağ kullanmıyorum)
  6. Servis ederken, tabağın altına patlıcanlı beğendiyi, üzerine ise pişirdiğimiz etleri koyuyoruz. Afiyet Olsun...
Arkadaşlar bir de sizlere Sevgili Deryayla Lezzetler 'in işbirliğiyle düzenlenen  Yemek Gurmesi sponsorluğunda bir çekiliş duyurusu yapmak istiyorum. 
Yukardaki yemek takımı ve çay seti hediyeli muhteşem bir çekiliş var. Katılmak isterseniz son gün 20 Kasım. Random org yardımıyla yapılacak çekilişe herkes katılabilir. Bol katılımlar Derya Ablacığım...

10 Kasım 2012 Cumartesi

Tepsi Böreği (Patatesli)

           
               Bu böreği babaannem yapardı, bizim evde. Kuzinede, meşe odunuyla pişirir, tadı yemelere doyulmazdı. Sıcak tepsiden, böreklerden çalarak, elimiz yana yana yerdik.Yanında da annemin yazdan yaptığı, konsantre, vişne suları ile birlikte. Bizim oralardaki adı "Dolama Börek" dir. Nitekim, ortasını yaptıktan sonra dolanarak çemberi büyütüyoruz ya ismi oradan gelse gerek.
             Bizim evde, sıcak tepsiden börek çalan olmadı tabi ama, sofrada yemeyi bekleyen hane halkından sakınarak, zar zor çekebildim fotoğrafını. Puf puf böreğin tadını bilmeyen yoktur sanırım. Benim gibi bütün özleyenlere gelsin o zaman...
   Arkadaşım Gelibolu 17/Mideden Kalbe porselen demlik çay saati etkinliği ev sahibesi. Bu börek onun için de gelsin. Kolay gelsin canım. Bol katılımlar...         
Hamuru için:
  • 1/2 yaşmaya
  • 1,5 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1 yemek kaşığı tuz (silme)
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 8 su bardağı un
  • aldığı kadar ılık su (3-3,5 su bardağı civarında)
İç Harcı:
  • 2 orta boy kuru soğan
  • 5-6 adet orta boy patates (haşlanmış)
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • reyhan,karabiber,kimyon
İçine sürmek için 1 su bardağı sıvıyağ

Üzeri İçin:
  • 1 yumurta
  • çörekotu,susam


Yapılışı:
  1. Bir kasenin ortasına, unu katıyoruz. Ortasını açıp, mayayı ve şekeri katıp, biraz ılık su ile iyice özeliyoruz. Sonra yine azar azar su ilavesi ile tuzu da ekleyip, hamuru yoğuruyoruz. Bu şekilde, 40 dakika mayalanmaya alıyoruz.
  2. Soğanları küp küp doğrayıp, çok az sıvıyağda rengi şeffaflaşana kadar kavuruyoruz. Bir taraftan da patatesleri rendeleyip, soğanlara ekliyoruz. Üzerine tuz ve baharatları ekleyip, şöyle karıştırıp kapatıyoruz.
  3. Mayalanan hamuru  15  bezeye ayırıyoruz. Her bir bezeyi, biraz un yardımıyla açıyoruz. Açtığımız hamurun üzerine fırça yardımıyla, sıvıyağ sürüyoruz. Patatesli harçtan da arasına serpiştirerek, rulo yapıyoruz. (Bir bezeyi açabildiğimiz kadar büyük açıyoruz, fakat hazır yufka boyutuna erişmiyor. Eğer siz daha büyük açabilirseniz, patateslerini koyduktan sonra ortadan keserek de ayrı ayrı rulo haline getirebilirsiniz.)
  4. Tepsiyi hafifçe yağlıyoruz. İlk açtığımız, yufkayı, yuvarlak halinde en ortasına dolayarak, koyuyoruz. Sonraki yufkalar, bu ilk yapılan ortasının bittiği yerden başlamak kaydıyla, yufkanın boyuna kadar çemberler çizerek, devam ediyor. Bu işlem bittiğinde tepsi de dolmuş oluyor.
  5. Elimizle hamurların üzerine bastırıyoruz, her yerinin eşit olmasını sağlamak için. Sonra, üstüne bir yumurtayı çırpıp, sürüyoruz. İsteğe göre çörekotu ve susam serpip, önce 200 derecede, sonra 160 derecede içini alana kadar pişiriyoruz. Afiyet Olsun...


10 Kasım


10 Kasım Atatürk

           Seni Unutmadık, Unutmayacağız...